<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8117382642064780067</id><updated>2011-12-06T02:03:00.828+02:00</updated><category term='panter'/><category term='bilim kurgu'/><category term='öykü'/><title type='text'>Öykü Bahçesi</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://oykubahcesi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8117382642064780067/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oykubahcesi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Levent Mollamustafaoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05278213640245772767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_ogVhl-Toj0I/TVB9cLqKT1I/AAAAAAAACXw/Y1KdDiGpqJY/s220/Levent.JPG'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>5</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8117382642064780067.post-2518238210702376053</id><published>2006-09-22T01:51:00.003+03:00</published><updated>2008-03-06T02:34:20.559+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilim kurgu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öykü'/><title type='text'>Bilge (Öykü)</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Bilge&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Önsöz: Bu öykünün yazılış tarihi Nisan 1978 - Bu öyküde Ray Bradbury'nin "The Smile&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;" (Gülümseme) öyküsünden esinlenmişim gibi görünüyor. Dünyanın karamsar geleceği o gün için halen popüler bir temaydı... LM&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;Dün vadide, göçmenleri uzaklara taşıyan eski arabaların tekerleklerinin çevre dağlardan akseden yankılarını dinleyerek yürürken, Bilge'lerden birine rastladım. Çocukluğumdan beri birini görmemiştim, bu nedenle onunla oldukça ilgilendim. Soluk bir yüzü vardı, ama pek iyi göremiyordum, çünkü kül bulutları yine vadiye yerleşmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi duyulmaz olan, insanla yaptıkları savaşı kazanan büyük tehlikelerden kaçan araba kuyruğunun sonunu gördüm. İnsan teslim olmuştu, insan felaket alanından silinmez anılarla kaçmıştı. Dünyanın üç bloğu arasındaki zıtlaşma, insanların yarattıkları silahların öfkesinin kendi üzerlerine yönelmesine yol açmıştı. Bir dünya savaşının sadece bir kaç saat süreceği yolundaki düşuncelere karşın sonuç gecikmiş, savaş kısa aralıklarla sıçrayarak yayılmıştı. Güçlü silahlar en korkunç yüzlerini göstermişler, endişeler, bilimin gazabı sonucu korku ve dehşete dönüşmüşlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamımda mutluluk duyduğum bir süre anımsamıyordum, insanlar hep düşmanca davranırlar, çıkarlarını gözetmek için her şeyi yaparlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu düşüncelerden sıyrılıp gözlerimi Bilge'ye çevirdim. Son zamanlarda onlara hiç saygı göstermiyorlardı, ama aslında onlar uygarlığın taşıyıcılarıydılar. Genellikle aşılama işlerini onlar yapar, ayrıca herkese alçakgönüllü olmak gibi şeyleri öğütlerler. Hiç kimsenin hakkında bir şey bilmediği kitapları vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen geçen yüzyılın büyük uygarlığını düşünürüm, ama nasıl olduğunu bulamam. Ölümcül bir savaş yarattığına göre mantıksız insanların uygarlığı olmalı....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilge trans halinde gibi görünüyordu, gözleri yarı kapalıydı. Yüzünden, kendini bu işe adadığı okunabiliyordu. Yüzündeki kızarıklıklardan, radyasyon kirlenmesine uğramış bölgelerden geldiği, uzun süre radyasyon rüzgarlarının etkisiyle karşı karşıya kaldığı anlaşılıyordu. Yol kenarındaki yaprakların üzerinden, yavaşça ilerleyen konvoyu izleyerek yürüdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süre sonra arabalar durmak zorunda kaldı, çünkü yolun ortasında bir kalabalık vardı. Bağırışlarının yankıları açıkça duyuluyordu. Arabalar korna çalıyorlardı, ama onlar hiç aldırış etmeden yavaş yürüyüşlerini sürdürdüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri Bilge'yi gördü ve diğerlerine haber verdi. Yoldan ayrılarak yaşlı adama doğru yürümeye başladılar. Onlari farkeden adam, dostça gülümsedi. "Yaklaşın gençler," dedi. "Bu yaşlı adam sorunlarınıza çözüm bulmaya çalışsın."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ne diyor?" dedi bir genç, ağzındaki kararmış sakızı çiğneyerek. "Neden bahsediyor bu?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilge konuşmasını sürdürdü. "Bu felaketten sonra, size ancak bencil olmamanızı öğütleyebiliyorum. Çünkü, ancak birlikte olursak, birlikte hareket eder, birlikte düşünürsek sağ kalabiliriz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Böyle şeyleri nerden bulup söylüyor?" dedi genç, yanındaki kıza. "Bilmiyorum," dedi kız, saçının kıvrımlarıyla oynayarak. "Belki kitaplarda yazılıdır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hiç kitap kaldı mı?" diye sordu bir başkası. "Hepsinin yok olduğunu sanıyordum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Evet," dedi kız. "Ama Bilge'lerde var. İyileştirmeleri o kitaplardaki sihirlerle yapıyorlar herhalde."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hey ihtiyar," dedi genç. "Hap var mı?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ateşe iyi gelen haplardan bahsediyordu. Büyüyle bir ilgisi yok doğal olarak, uygarlıkla ilgili şeyler. İçinde ne olduğunu bilmiyorum. Bilge'lerden başkasının da bildiğini sanmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hayır yavrum," dedi Bilge. "Bir yıldır hiç hap bulamadım... Yardım edemediğim için üzgünüm."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Allah kahretsin!" diye bağıram genç, yaşlı adamı itti. Diğerleri de sinirlenmişlerdi. Üstüne saldırdılar, elindeki kitapları alıp parçalamaya başladılar. Bilge göz yaşları içinde "Durun!" diye bağırdı. "Lütfen yapmayın!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yırtma işi bittikten sonra geri dönüp ufka doğru uzun yürüyüşlerine devam ettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adamın yanına gidip kalkmasına yardım ettim. Orada burada kitap parçaları rüzgarla uçuşuyordu. Elime bir kitap kapağı takıldı. Alıp baktım. 'Kutsal Kitap' diyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne demek olduğunu anlayamadım, anlamı hakkında hiç bir şey de bilmiyordum. Bilimsel bir şey olmalıydı herhalde. Ama, bilimle ilgili de fazla şey bildiğim söylenemezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilge'nin yüzünde yaşlar vardı. Benim hiç bir zaman düşünemeyeceğim şeyleri bildiğini hissettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Anlatır mısın?" diye mırıldandım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ne?" dedi şaşkınlıkla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Her şeyi, geçmiş ve bugünle ilgili her şeyi."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçini çekti, uzak ufka baktı. "Evet," dedi. "Ama anlatacak çok fazla şey olacak. Çok fazla..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Sonsöz: Mad Max 1979'da çevrilmiş, Türkiye'ye gelmesi de bir kaç yıl sürmüştür. Dolayısıyla esin kaynağı o film değil. Ama Bilim-Kurgu'da çok kullanılan bir tema olduğundan bunu kullanmış olmam şaşırtıcı değil&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;. Öyküde felaketin zamanı olarak 20. yüzyılın sonu ima ediliyor. Nükleer bir felaketle karşılaşmadığımız için tabii ki şanslıyız. Ama 21. yüzyılda dünyada olup bitenlere bakınca pek de o kadar şanslı olmadığımız fikrine kapılıyor insan.... LM&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="margin: 0px;"&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8117382642064780067-2518238210702376053?l=oykubahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oykubahcesi.blogspot.com/feeds/2518238210702376053/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8117382642064780067&amp;postID=2518238210702376053' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8117382642064780067/posts/default/2518238210702376053'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8117382642064780067/posts/default/2518238210702376053'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oykubahcesi.blogspot.com/2006/09/bilge-yk.html' title='Bilge (Öykü)'/><author><name>Levent Mollamustafaoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05278213640245772767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_ogVhl-Toj0I/TVB9cLqKT1I/AAAAAAAACXw/Y1KdDiGpqJY/s220/Levent.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8117382642064780067.post-6148206339464461108</id><published>2006-06-16T11:45:00.003+03:00</published><updated>2008-03-06T02:33:55.870+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilim kurgu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öykü'/><title type='text'>Çiçek Toplamak (Öykü)</title><content type='html'>&lt;p style="margin: 0px;"&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="margin: 0px;"&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Çiçek Toplamak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Önsöz: Bu öykünün yazılış tarihi Mart 1978 - O zamanlar çevreci&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; &lt;span style="font-size:85%;"&gt;düşünceyle &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;yeni tanışıyordum. Bilim-Kurgu ve Fantastik edebiyata olan merakımla birleşince ortaya bu öykü çıktı. Aslında ilk olarak İngilizce dersinde hocanın verdiği oldukça ileri kelimelerle birer cümle yapmamız gerekiyordu. Ben de tek tek cümleler yazmaktansa verilen bütün kelimeleri bir öykü içinde birleştirmiştim..... LM&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ateşin önünde, sakinleşmiş yatarken, tanıdığım en zeki biyologlardan birine ithaf edilmiş bir kitabı okuduktan sonra başlayan olayları anımsıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir akşamüstü, alacakaranlık çökerken, hem karımın çocuğa yemek yedirmeye çalışmasını dinliyor, hem de &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;kütüphanede &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;ilginç konulara olan özlemimi giderebilecek tek kitabı okuyordum. Yazar, okuyucuya insann elindekileri çok verimli ya da çok kısır yapabilecek tek güce, Doğa'ya karşı saygı duymayı öğütlüyordu. Şüpheci değilim - o zaman da değildim - ama bu tümceyi okuyunca arkama yaslandım ve daha mantıklı düşünceler bulabilmek için sayfaları hızla çevirmeye başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süre boşuna uğraştıktan sonra, kitabın bütünüyle İnsan ile Doğa arasındaki milyonlarca yıllık savaştan bahsettiğini farkettim. İnsan, hırslarına ulaşmak amacıyla Doğa'yı yaralayıp yokediyor ve Doğa, tüm durgunluğu içinde akıllı olarak nitelendirilen insanları, çoğu zaman korunaklarda ve topluluklarda saklanmalarına karşın ortadan kaldırıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunların birer saçmalık olduğunu düşündüm, ama biraz sonra pişmanlık duydum, çünkü mantıksızca düşünüyordum. Beynimin derinliklerinde bir şey, bu garip yazarın garip kitabındaki gariplikleri kabul ediyordu. Kendimi iki yüzlülükle suçladim ve masanin üzerindeki tabaktan bir kaç üzüm alıp yedim. Üzümler parlak ve çekiciydi, ama tadı yoktu. Kitabı bir kenara fırlattım ve televizyonu açtım. uzun bir yaz günü olduğundan akşam haberleri henüz başlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Spiker konuşmaya başladığında garip bir hava sezdim. İlk haber kanımı dondurdu. Deprem. Felaket Güney Amerika'da oluşmuş - genellikle olduğu gibi - her zamanki karışıklıklardan birini yaratmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekranda, belki de bir kaç sonsuz gibi görünen saniye kadar devam eden sarsıntıyı yaşamış, sefalet içindeki insanlar vardı. Acaba içlerinden kaçı, o bir kaç korkunç saniyede, kendilerine bile söyleyemeyecekleri günahlarıni itiraf etmişlerdi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kaç dakikalık iç parçalayıcı haber ve görüntülerden sonra görüntü değişti. Yeni kent konseyi, yerleşme alanı haline getirilecek yakın bir bölgedeki ağaç kesiminin bittiğini bildiriyordu. Konseyin üyelerini seyrederken karımın işini bitirip geldiğini farkettim. Bir kaç saniye toplantıyı seyretti, sonra birden heyecan ve rahatsızlık dolu bir sesle "Şu sağdaki adam çevreci dostumuz değil mi?" dedi. Sesinde hafif bir alay seziliyordu. Baktım ve haklı olduğunu gördüm. Adam orada, konseydeydi, herhalde daha önce yaptığı ateşli suçlamaları anımsamıyordu. Karımın ifadesini farkettim ve "Belki de bu tür düşüncelere fazla kapılıyorsun, ama mantıklı düşünmeden," dedim. "Söylenti de olabilir." Bunları söylerken kendimi bir kez daha iki yüzlülükle suçladım. 'Buna gerçekten inanmıyorsun' diye düşündüm. 'Ama başkalarının iki yüzlülüğünü kabul etmeye hazır olmadığindan sen de onlar gibi davranmayı seçiyorsun.'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umutsuzca konuyu değiştirmeye çalıştım. "Bu kitabı okudun mu?" dedim karıma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Evet," dedi. "O saçmalığı bir kaç gün önce okudum. Böyle şeylerle zaman kaybetmemen için seni uyarmalıydım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Böyle konuşmamalısın," dedim. "O kadar kötü bir fikir de değil aslında... Gerçek ne olursa olsun, artık yaşayan her şeye karşı saygılı davranacağım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"O zaman bahçeye çıkıp o lanet çiçeklerin önünde eğil, belki de taparsın onlara."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Abartıyorsun canım," dedim. "Çok mantıklı aslında. Doğa'ya bir zarar verdiğimizde, o da kendi yöntemleriyle karşılık veriyor - çok daha sert yöntemlerle. Biz ormanları kesip yokediyoruz, Doğa da bizi depremler, volkanlar, fırtınalarla yeryüzünden silip süpürüyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bir daha böyle kitaplar okuma," dedi karım ciddi ciddi. "Sağlığın için pek iyi değil - akıl sağlığı tabii. Böyle bir saçmalığa inanmak için deli olmalısın."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Gördüğün gibi aklımı kaçırmadim," dye yanıtladim. "Eğer her şey saçmaysa, neyin saçma, neyin doğru olduğuna nasıl karar verebilirsin?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ben bahçeye gidiyorum," dedi karım ifadesini değiştirmeden. "Bir kaç çiçeği köküyle çıkarıp yerini değiştireceğim. Güneşten pek yararlanamıyorlar."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şey demedim. Kısa zamanda sağlığımızın bozulabileceğini düşünüyordum. Onu çiçeklerin yerini değiştirmek fikrinden vazgeçirmeliydim, çünkü zamanında dikilemezlerse çoğu solabilirdi. Ama milyonlarca insanı Doğa'yı, yani kendilerini yok etmemeye nasıl ikna edebilirdim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahçeye çıktığımda güneş çoktan batmıştı. Karım balkon lambalarının zayıf ışığında çalışıyor, kazıyor ve söküyordu. Yanına gittim, çiçekleri koparıp yanımda getirdiğim çöp sepetine doldurmaya başladım. Karım durdu, bana baktı ve "Ne yaptığını sanıyorsun?" dedi. Ben de durdum, gülümsedim ve hızla işime devam ettim.....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Sonsöz: O zamanlar daha büyük depremleri yaşamamıştık. Depremler genelde Güney Amerika gibi yerlerde oluyordu. Küresel ısınma gibi kavramlar daha popüler olmamıştı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;..... LM&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8117382642064780067-6148206339464461108?l=oykubahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oykubahcesi.blogspot.com/feeds/6148206339464461108/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8117382642064780067&amp;postID=6148206339464461108' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8117382642064780067/posts/default/6148206339464461108'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8117382642064780067/posts/default/6148206339464461108'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oykubahcesi.blogspot.com/2006/06/iek-toplamak-yk.html' title='Çiçek Toplamak (Öykü)'/><author><name>Levent Mollamustafaoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05278213640245772767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_ogVhl-Toj0I/TVB9cLqKT1I/AAAAAAAACXw/Y1KdDiGpqJY/s220/Levent.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8117382642064780067.post-3885855525276246246</id><published>2006-06-08T12:20:00.003+03:00</published><updated>2008-03-06T02:33:42.490+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='panter'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öykü'/><title type='text'>Panter (Öykü)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_ogVhl-Toj0I/Rwgc_L81oBI/AAAAAAAAALk/qSNJOXBgfts/s1600-h/panter.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp3.blogger.com/_ogVhl-Toj0I/Rwgc_L81oBI/AAAAAAAAALk/qSNJOXBgfts/s400/panter.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5118372848371867666" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="margin: 0px;"&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="margin: 0px;"&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Panter&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Önsöz: Bu öykünün yazılış tarihi Mart 1976 - Yorumsuz - LM&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;-Nasılsın panter?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Panter ihtiyar adama doğru baktı ve yarı homurdanma, yarı kükremeye benzer  bir ses çıkardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Al bakalım. Bu akşam sana fazla et bulamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhtiyarın attığı et parçasını almak için zincirlerini şakırdattı ve ileri atıldı. Çenesinin bütün kuvvetiyle eti parçaladı, ağzının içinde dolaştırdı ve yuttu. Sonra, hazmetmeye çalışırmış gibi küçük, loş odanın içinde bir kaç tur attı. İhtiyar adamın gözleri yavaş yavaş kapanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabahla beraber sıcak da geldi. Amansız Ağustos güneşi pencereden içeriye giriyor ve kara kürkünün üzerinde ter damlacıkları birikmesine sebep oluyordu. Panter esnedi, midesinin guruldadığını hissetti ve ağzını şapırdattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Acıktın mı? Sana yiyecek almaya gideyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Panterin yaşamı çok sıkıcıydı. Zaman geçmek bilmiyor, bu yaşam ihtiyara olan kinini gittikçe büyütüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğleyin gelen adam ona az bir miktar et getirmişti. Eti iştahla yedi, homurdandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam uyuyordu. Panter odanın içinde dolandı ve kendini duvara bağlayan zincire bütün gücüyle asıldı. Bir çatırtı duyuldu. Bir kez daha denedi. Zincir parçalandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Panter bir an durdu. Havayı kokladı ve pek iyi görmeyen gözlerinin de yardımıyla adamın odasına yürüdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kükredi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam uykusunda kıpırdandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kükredi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;... ve üzerine atıldı. Dişleriyle eti parçaladı, deriyi ezdi, her tarafını amansız darbelerle parçaladı. Hıncını alana kadar saldırdı, kan, et içinde doğruldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de parıldayan gözleriyle yıllarca önce adamın öldürdüğü yavrularını düşünüyordu. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8117382642064780067-3885855525276246246?l=oykubahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oykubahcesi.blogspot.com/feeds/3885855525276246246/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8117382642064780067&amp;postID=3885855525276246246' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8117382642064780067/posts/default/3885855525276246246'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8117382642064780067/posts/default/3885855525276246246'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oykubahcesi.blogspot.com/2006/06/panter-yk.html' title='Panter (Öykü)'/><author><name>Levent Mollamustafaoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05278213640245772767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_ogVhl-Toj0I/TVB9cLqKT1I/AAAAAAAACXw/Y1KdDiGpqJY/s220/Levent.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_ogVhl-Toj0I/Rwgc_L81oBI/AAAAAAAAALk/qSNJOXBgfts/s72-c/panter.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8117382642064780067.post-5649850964945286718</id><published>2006-06-08T12:19:00.003+03:00</published><updated>2008-03-06T02:33:31.063+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öykü'/><title type='text'>Yalnız Bir Adam (Öykü)</title><content type='html'>&lt;p style="margin: 0px;"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0px;"&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Yalnız Bir Adam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Önsöz: Bu öyküyü Ekim 1975'te yazmıştım. 14 yaşın tüm - olmaması gereken - melankolisini yansıtıyor sanırım. Acemice sayılabilir, ama yalnızlık duygusunu yansıtabilmiş galiba.... Öykünün sonunda geniş zamandan geçmiş zamana geçerek akışı hızlandırmak tekniği sanırım sıkça kullanılan bir teknik, ama o yaşta nereden öğrendiğimi bilmiyorum. - LM&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Sokaklarda yalnız bir adam yürüyor. Saat gecenin üçü. Her taraf sessiz. Uzaktaki ana caddedeki otomobillerin gürültüsü bile duyulmuyor. Sokak lambalarının soluk ışığı adamın yıpranmış, çökmüş yüzünü hafif de olsa aydınlatıyor. Şimdi açık seçik görülebiliyor. Traşı uzamış, yorgun, hayattan bezmiş gibi bir ifadeyle çarpılmış bir yüz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Garip bir insan belki. Anlayabilen için ise olmamalı. Sokağın bozuk kaldırım taşlarına çarpan ayakları tok bir ses çıkarıyor ve bu ses bütün acılarının ifadesi olarak yayılıyor, yansıyor, dağılıyor, her yöne, her tarafa, bütün dünyaya kafa tutarmış gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman çok yavaş geçiyor. Neredeyse duracak. Ayak sesleri aynı düzenle yayılıyor, yansıyor....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokaklarda yalnız bir adam yürüyor. Saat gecenin üç buçuğu. Herkes uyurken o niye geziniyor? Gidenleri, terkedenleri unutmak için mi? İnsanlardan kaçmak için mi? Nefretten çıldırmamak, insanlara kötülük etmemek için mi? Kim bilir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman,Times,serif;"&gt;&lt;span style=";font-family:times new roman;font-size:100%;"  &gt;Bazı mağazaların ışıkları açık bırakılmış, dışarıya vurarak loş bir ışık meydana getiriyorlardı. Gökte tek bir yıldız bile yoktu. Ay, bütün haşmetiyle ışıklarını dünyaya gönderiyor, karanlığa boğulmuş geceyi aydınlatmak istermiş gibi gönderiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız adam büyük bir caddeye çıktı. Arabalar gecenin bu geç saatinde bile vızır vızır geçmeye devam ediyorlardı. Kaldırımlarda tek tük, onun gibi amaçsız kimseler dolaşıyordu. Sirenini öttüre öttüre bir polis arabası geçti. bakakaldı ona yalnız adam. Monoton hayatında hiç bir değişiklik olmuyordu. Zaman çok yavaş geçiyordu. Artık kararını vermişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vızır vızır geçen otomobillerin önüne bir gölge atladı. Acı acı fren sesleri duyuldu. Bir kaç kişi oraya doğru koşuştu....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokaklarda artık yalnız bir adam dolaşmıyordu....&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Sonsöz: İntihar temalı bu öyküyü yazmış olmam ilginç, çünkü tüm ömrüm boyunca en sıkıntılı olduğum dönemlerde bile bir kez böyle bir şey aklımdan geçmedi. Öykünün duygusunu aktarmak açısından gerekli olduğunu sanıyorum... - LM&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="margin: 0px;"&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8117382642064780067-5649850964945286718?l=oykubahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oykubahcesi.blogspot.com/feeds/5649850964945286718/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8117382642064780067&amp;postID=5649850964945286718' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8117382642064780067/posts/default/5649850964945286718'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8117382642064780067/posts/default/5649850964945286718'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oykubahcesi.blogspot.com/2006/06/yalnz-bir-adam-yk.html' title='Yalnız Bir Adam (Öykü)'/><author><name>Levent Mollamustafaoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05278213640245772767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_ogVhl-Toj0I/TVB9cLqKT1I/AAAAAAAACXw/Y1KdDiGpqJY/s220/Levent.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8117382642064780067.post-9137469629909816844</id><published>2006-06-08T11:50:00.004+03:00</published><updated>2008-03-06T02:33:17.406+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öykü'/><title type='text'>Yazmak Üzerine</title><content type='html'>&lt;p style="margin: 0px;"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0px;"&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Lise yıllarımda en sevdiğim şeylerden biri evde uygun bir yere oturmak, defterimi elime almak ve yazmaktı. 30 yıl sonra bugün eski defterlerimi bulup yeniden baktığımda o zamanlar hakikaten yazmaya meraklı olduğumu bir kez daha anladım. 8 yıl içinde (1975-1983) yaklaşık 1300 sayfa yazmışım. 64 öykü (7'si İngilizce), 1 roman taslağı (tamamlanmamış), 3 seri öykü, 1 deneme. Özellikle ilk yazılar 14 yaşın saflığını gösteriyor, ama aynı zamanda tüm okuduklarımdan gelen esinlenmeler açık. 1974'lerde &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bilim-kurgu"&gt;Bilim-Kurgu&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;'yla tanışmış ve bulduğum her türlü kitabı harçlığım elverdiğinde alıp anında yutmaya başlamıştım. 75'lerde esinlendiğim bilim-kurgu kitaplarının etkisiyle bir sürü "seri öykü" yazmışım.&lt;/span&gt;  &lt;span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birisinin adı "Zefir". Dünya üzerindeki bazı felaketlerden sonra okyanusun altında Atlantis'te (evet, yokolmamış!) gizli bir uluslararası teşkilat kuruluyor, yarı askeri. Bu teşkilatın komutanı (kod adı Zefir) yardımcılarıyla birlikte dünyayı çeşitli belalardan kurtarıyorlar. Önce gizli çalışıyorlar, sonra ortaya çıkınca Birleşmiş Milletler'in askeri kanadı gibi çalışıyorlar. (NATO'dan bahsedilmiyor tabii!) Aslında bugün çocuklar için çizgi roman dizilerine uyar gibi geldi bana! Çok Amerikanvari doğal olarak. Tam 12 bölüm sonra 1977'de sona ermiş. &lt;/span&gt;  &lt;span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka dizi öykü "Grup Dört" ("Görevimiz Tehlike" olabilir mi? Birinin kod adı da "Şef"). Sadece 3 macera sonra emekliye ayrılan bu dizide polis teşkilatından ayrılmış, bağımsız çalışan dört arkadaşın maceraları var.&lt;/span&gt;  &lt;span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Galaksoid" bir başka Bilim-Kurgu dizisi. (Sanırım isimlerde biraz zorlanmışım!) Sekiz bölüm süren bu dizi 1977'de sona ermiş. Dizinin kahramanının ünvanı çok güzel : "1. galaksi Federasyonu Yabancı Dünyalarda Hayatı Araştırma Komisyonu Başkanı". Eh, ne de olsa &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Uzay_Yolu"&gt;Uzay Yolu&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt; yılları. (Henüz bir tek Uzay Yolu (&lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;" href="http://www.startrek.com/startrek/view/index.html"&gt;Star Trek&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;) var ve geçtiğimiz 15 yıl içinde Amerikan televizyonlarında yaşanan Star Trek enflasyonu henüz çok uzak)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;İşin en ilginç yanı, bunca yıl sonra bu yazılara baktığımda onlara oldukça yabancılaştığımı farkettim, sanki başka biri yazmış gibi izliyordum onları. Bir bakıma yazmak çocuk büyütmek gibi olsa gerek. Bir süre sonra onlar bağımsızlaşıyor ve onlara uzaktan bakmaya başlıyorsunuz. Yıllar sonra bu benden çıkıp kendi varlıklarına kavuşan yazı parçacıklarına bakınca onları ayıklayıp içlerinden paylaşmaya değer olanları bu pencereden görünecek bir yere asmaya karar verdim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8117382642064780067-9137469629909816844?l=oykubahcesi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oykubahcesi.blogspot.com/feeds/9137469629909816844/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8117382642064780067&amp;postID=9137469629909816844' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8117382642064780067/posts/default/9137469629909816844'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8117382642064780067/posts/default/9137469629909816844'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oykubahcesi.blogspot.com/2007/10/yazmak-zerine.html' title='Yazmak Üzerine'/><author><name>Levent Mollamustafaoglu</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05278213640245772767</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_ogVhl-Toj0I/TVB9cLqKT1I/AAAAAAAACXw/Y1KdDiGpqJY/s220/Levent.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
