Palyaço (Öykü)


Önsöz: Bu öykü X-Bilinmeyen dergisi 1978 yılı Öykü yarışmasında 1. seçilmiş ve Eylül 1978 sayısında yayınlanmıştı. Öykü günümüzden 1 yıl sonra geçiyor....


2014 yılıydı. Kentte hiç bir şey kımıldamıyordu. Ne hafif bir yel, ne de ufak bir ses. Acımasız güneş ışınlarını boş sokakların üzerine gönderiyor, ışık cam ve çelikten oluşan binalarda yansıyordu.

Binanın içinde, çok uzaklardan gelen bir ses boş koridorlarda yansıyarak kulağına geldi; titreşimler beyninin gözelerinde dolaştı ve algılandı; hafif, ama duyulabilir bir erkek sesiydi bu. Hızla yürüdü, sonra koşmaya başladı, dev adımnlarla ilerledi. Yeniden dinledi, örümcek ağı gibi koridorlarda yolunu bulmaya çalıştı. Gerçekten dev bir yapıydı bu.



Palyaço seyirciye arkasını döndü. "Evet, gerçekten böyle olmuştu. Bir muz kabuğuna basmış, düşüp ölmüştü. Çok acıklı bir öykü, değil mi?"

Seyirci sessizdi. Gözleri palyaçonun üzerine dikili, her hareketini izliyorlardı. Ama salonda palyaçonunkinden başka ses yoktu.

"Amcamın ölümünden sonra bir gün çiftliğe gittik. Ne yolculuktu o!" Yumuşak bir sesle şarkı söylemeye başladı.
"O nefis günde hepimiz, gidiyorduk çiftliğe,
sevimli hayvancıklardan hiç zarar gelmez diye,"

Döndü, komik bir şekilde, saçma bir dansa başladı. Devam etti, şarkının diğer kıtalarına geçişte ritmik sesler çıkarıyordu. "Yee, yee, o nefis günde...." Gülerek şarkıyı bitirdi. Sonra yavaşça yüz ifadesi ciddileşti. "Oh, size bir fıkra anlatayım: İki Eskimmo bir kanoda gidiyorlarmış, ama hava çok soğukmuş, bunu üzerine kanonun ortasında ateş yakmışlar. Ancak kano batmış. Eh, bundan iki Eskimo'nun bir kanoda giderken ateş yakamayacakları sonucu çıkmaz mı?" Durdu, kimse gülmüyordu. "Niçin gülmüyorlar? Ya da hiç olmazsa hareket etmiyorlar?" diye mırıldandı kendi kendine. "Çok çalışıyorum, fıkralar anlatıyorum, şarkı söylüyorum. Neden bu kadar acımasızlar? Nasıl bu kadar acımasız olabilirler?..."

O anda kapıdan hafif bir gıcırtı geldi, sonra ardına dek açıldı. Girişte uzun boylu, yakışıklı, elinde lazer tüfeği taşıyan bir adam vardı. Palyaço şaşırmıştı. "Bir insan!" dedi. "Aylar sonra! Her gece bu seyircinin değişmesini, daha anlayışlı, gülen kişilerin gelmesini bekledim. Ama hiç olmadı bu...Gel içeri yabancı, küçük şovumuza katıl." Yanıt alamayınca yineledi. "Katılmaz mısın?"

Adam içeriye girdi, palyaçoyu seyreden sıra sıra insanlara baktı. Sahneye dogru yürüdü, yüzü gergin, bedeni düzenli bir şekilde hareket ediyordu. Birinci sıraya geldi, boş bir yer buluo oturdu. "Hiç kimseye rastlayacağımı sanmıyordum," dedi. "Aylardır o kadar yalnızdım ki, yalnız dolaşıyor, yalnız yemek yiyordum. Etrafta pek kimse yok sanırım." Gülümsedi, palyaçoya baktı. "Devam et, sürdür şovunu!"

Bir zil sesi duyuldu. "Özür dilerim, gitmeliyim," dedi palyaço.

"Dur," dedi adam. "Gitme! Seninle konuşmak istiyorum!"

"Özür dilerim, gitmeliyim. Diğerleriyle konuşabilirsin."

"Ama.. ama, onlar ölü! Görmüyor musun? Hepsi saldırı sırasında öldüler.. Ama, sen nasıl kurtuldun?"

"Özür dilerim, gitmeliyim," dedi palyaço.

"Yanıtla lütfen, gitme..." dedi adam umutsuzca palyaçonun arkasından.

"Özür dilerim, gitmeliyim. Özür dilerim, gitmeliyim... Özür..." Ses palyaçoyla birlikte çıkışta kayboldu. Sahnede bir ışık yandı. Bir yazı belirdi: "ROBOT PALYAÇO 12'yi 1434 No'LU ŞOVDA İZLEDİNİZ. 1435 No'LU GELECEK ŞOV YARIN AYNI SAATTEDİR. İYİ GECELER."

Adam boş sahneye baktı. Robot palyaço. 12. Sayılar ve isimler bir şey ifade etmiyordu. Ne demekti bu?.. Kemerinde bir ışık yandı. Elektromanyetik dalgalar aracılığıyla bir mesaj alıyordu. "14514A kod numaralı çavuş, hemen üsse dönün, sizi yeni bir görev bekliyor." Üssü, hepsi kendisi gibi, aynı yüz hatlarına sahip 20000 askeri düşündü, bir şeyler anlamaya başladı... Şimdi gitmeliydi. Çağirma sinyali güçleniyordu. Ayağa kalktı, seyirciden, o sessiz seyirciden, sahneden, salondan uzaklaşırken hala 'robot'un ne olduğunu düşünüyordu. Belki yarın yine gelebilirdi.

Yorumlar

Popüler Yayınlar