İnsan (Öykü)

Önsöz: Bu öykü X-Bilinmeyen dergisi Kasım 1979 sayısında yayınlanmıştı. Mutasyon ve yeni insan nesli...

Karanlık sıcak ve güven vericiydi, ama burada daha fazla kalamayacaktı; şimdiden reddedici kasılmalar başlamıştı. Direnmeye çalıştı, ama bunun pek bir yararı olmuyordu, çünkü daha çok güçsüzdü.

Az sonra kendisini bol ışıklı bir yerde buldu. Aylardır karanlıkta kalan gözleri önce çok rahatsız oldu, ama ağlamadı. Ağlamak saçmaydı çünkü, ışığı engellemenin tek yolu gözlerini kapamaktı. Biraz sonra yeniden açtı onları. Yavaş yavaş alışıyordu bu ortama.

Çevresinde birkaç kişi dolaşıyordu. Zaman geçtikçe onları daha yakından tanımaya başladı. Şu uzun boylu, genç sayılabilecek adam babası olmalıydı, çünkü en yakın davrananlardan biriydi. Annesi de şu yüzü hep garip bir gülümsemeyle dolu kadındı herhalde.

Önceleri düşüncelerini pek anlayamıyordu. Çok güçsüzdü daha. Kendini çok zorladığında bazı duygu ve düşünceleri yakalayabiliyor, ancak bunları özümlemeye fırsat kalmadan bağlantıyı yitiriyordu.

Deneyimi arttıkça bağlantı süresi uzadı, daha kalıcı olmaya başladı. Düşünceleri özümledi, küçük ama çok gelişmiş beynine kavramlar hızla akmaya başladı.

Ama büyüklerin düşündükleriyle yaptıkları birbiriyle çelişkiliydi. Onun yanına geldiklerinde garip hareketler yapıyorlar, komik duruma düşüyorlardı. Birtakım anlamsız sesler çıkararak onu güldürmeye çalışmaları çok garipti doğrusu. Halbuki düşünceleri bambaşkaydı. Beyinlerinde belki yüzlerce sorun birbiri içinde yoğrulup çözüm bekliyordu, ama onlar dış görünüşleriyle kendisine şirin gözükmek, her şeyin yolunda olduğunu vurgulamak istercesine anlamsız davranışlarını sürdürüyorlardı.

Konuşmaları kavraması pek uzun sürmemişti. Boğazdaki ses titreşimleri ve beyindeki kavram imgelerini birleştirdiğinde hangi sözün ne anlama geldiğini görüyordu. Kendisini uyumaya bıraktıklarında incecik, yeni oluşan sesiyle bu kelimeleri yinelemeye, doğru okunuşlarını bulmaya çalışıyordu. Bu iş genellikle çok yorucuydu, bu nedenle gereğinden fazla uyuyordu. 

Gerçi beyni çok gelişmişti, ama bedensel gereksinmeleri, kendisinin yaşındaki olağan canlılardan pek ayrıcalıklı sayılmazdı. Bazen bedeninin zekasına gelişmemiş olması onu öfkelendiriyordu, ama bu da onun elinden gelen bir şey değildi.

Zamanın pek farkında olmuyordu. Gününün çoğu uyumakla, sürekli çevresindekileri izlemekle ve izlenimlerini değerlendirmekle geçiyordu. İnsanlar hakkındaki düşünceleri gittikçe keskinlik kazanıyor, boyutları belirleniyordu. Onların nefretleri, sevgileri, ihtirasları ve diğer bütün duyguları beyninde anlam kazanıyor, kendince oluşturduğu bir değerler dizgesindeki yerlerini alıyorlardı.


Ama bu değerler dizgesi, insanlarınkinden oldukça ayrıydı, çünkü onlarınki mantıksız geliyordu kendisine. Bu kadar duygusal, gerçeklerden uzak değerlendirmelerde nasıl, bulunabiliyorlardı acaba?

Bir şey fark etmişti, «insanlar» diye düşünüyordu durmadan. Sanki kendini onlardan saymıyormuş gibi. Ama biyolojik olarak mantıksızdı bu, bedence hiç bir ayrılığı yoktu.

Biyolojinin her şey olmadığına karar verdi sonra. İnsan unvanına sahip olabilmek için başka şeyler de gerekliydi, İşte bunların sırrını daha tam çözememişti, insanların çoğu bunlara değer veriyordu, düşüncelerinden bunu sezebiliyordu, ama hareketleri hiçte öyle gözükmüyordu. Bu değerler, yaptıklarının yanında silinip gidiyordu sanki, bir tür gizli ikiyüzlülük hüküm sürüyordu her yanda. Bilinç altlarında, kurtulmak için çırpınan değerler, kurallar sessiz bir haykırıyı sürdürüyorlar, ama beyinlerine balyoz gibi inen ve tüm varlıklarını, tüm nedenlerini ezip geçen yaşam gerçeği karşısında gittikçe daha derinlere, yokluğa doğru gömülmekten de kaçamıyorlardı.

Babası içeriye girdiğinde yine önemli bir sorunu vardı, insanların kısır para çekişmelerinden biriydi yine bu. Düşüncelerini algıladı, beyinde gerekli işlemleri yaptı. Tutamadı kendini birden. «Çok yanlış bir yönden ele alıyorsun konuyu.» dedi ipincecik, acemice titreyen sesiyle.

Adamın yüzünde bir anda şaşkınlık, korku, dehşet gibi ifadelerin hepsinin birden nasıl görülebildiğini anlayamamıştı. Sonra adam kendisini toparladı ve vahşi bir sesle: «Şeytan!» diye haykırdı.

«Hayır!» dedi. «Şeytan değil, insan. Hem de gerçek insan, insanların en gerçeği.»

Adamın gözlerinde şeytanî bir kıvılcımın yanıp söndüğünü, koşup odanın bir köşesinde duran baltayı aldığını gördü. Kaçamazdı, daha çok güçsüzdü.

Perdeden sızan güneş ışığıyla belli belirsiz parıldayan demir parçası büyük bir hızla kafasına inerken, küçücük gırtlağından umutsuz bir çığlık yükseldi.

Etraf tok bir sesle sessizleşmeden önce bir tek şey düşünüyordu:

«Bu daha başlangıç...» 

Yorumlar

Popüler Yayınlar