Bilge (Öykü)

Önsöz: Bu öykünün yazılış tarihi Nisan 1978 - Bu öyküde Ray Bradbury'nin "The Smile" (Gülümseme) öyküsünden esinlenmişim gibi görünüyor. Dünyanın karamsar geleceği o gün için halen popüler bir temaydı... LM
Dün vadide, göçmenleri uzaklara taşıyan eski arabaların tekerleklerinin çevre dağlardan akseden yankılarını dinleyerek yürürken, Bilge'lerden birine rastladım. Çocukluğumdan beri birini görmemiştim, bu nedenle onunla oldukça ilgilendim. Soluk bir yüzü vardı, ama pek iyi göremiyordum, çünkü kül bulutları yine vadiye yerleşmişti.

Şimdi duyulmaz olan, insanla yaptıkları savaşı kazanan büyük tehlikelerden kaçan araba kuyruğunun sonunu gördüm. İnsan teslim olmuştu, insan felaket alanından silinmez anılarla kaçmıştı. Dünyanın üç bloğu arasındaki zıtlaşma, insanların yarattıkları silahların öfkesinin kendi üzerlerine yönelmesine yol açmıştı. Bir dünya savaşının sadece bir kaç saat süreceği yolundaki düşuncelere karşın sonuç gecikmiş, savaş kısa aralıklarla sıçrayarak yayılmıştı. Güçlü silahlar en korkunç yüzlerini göstermişler, endişeler, bilimin gazabı sonucu korku ve dehşete dönüşmüşlerdi.

Yaşamımda mutluluk duyduğum bir süre anımsamıyordum, insanlar hep düşmanca davranırlar, çıkarlarını gözetmek için her şeyi yaparlardı.

Bu düşüncelerden sıyrılıp gözlerimi Bilge'ye çevirdim. Son zamanlarda onlara hiç saygı göstermiyorlardı, ama aslında onlar uygarlığın taşıyıcılarıydılar. Genellikle aşılama işlerini onlar yapar, ayrıca herkese alçakgönüllü olmak gibi şeyleri öğütlerler. Hiç kimsenin hakkında bir şey bilmediği kitapları vardır.

Bazen geçen yüzyılın büyük uygarlığını düşünürüm, ama nasıl olduğunu bulamam. Ölümcül bir savaş yarattığına göre mantıksız insanların uygarlığı olmalı....

Bilge trans halinde gibi görünüyordu, gözleri yarı kapalıydı. Yüzünden, kendini bu işe adadığı okunabiliyordu. Yüzündeki kızarıklıklardan, radyasyon kirlenmesine uğramış bölgelerden geldiği, uzun süre radyasyon rüzgarlarının etkisiyle karşı karşıya kaldığı anlaşılıyordu. Yol kenarındaki yaprakların üzerinden, yavaşça ilerleyen konvoyu izleyerek yürüdü.

Bir süre sonra arabalar durmak zorunda kaldı, çünkü yolun ortasında bir kalabalık vardı. Bağırışlarının yankıları açıkça duyuluyordu. Arabalar korna çalıyorlardı, ama onlar hiç aldırış etmeden yavaş yürüyüşlerini sürdürdüler.

Biri Bilge'yi gördü ve diğerlerine haber verdi. Yoldan ayrılarak yaşlı adama doğru yürümeye başladılar. Onlari farkeden adam, dostça gülümsedi. "Yaklaşın gençler," dedi. "Bu yaşlı adam sorunlarınıza çözüm bulmaya çalışsın."

"Ne diyor?" dedi bir genç, ağzındaki kararmış sakızı çiğneyerek. "Neden bahsediyor bu?"

Bilge konuşmasını sürdürdü. "Bu felaketten sonra, size ancak bencil olmamanızı öğütleyebiliyorum. Çünkü, ancak birlikte olursak, birlikte hareket eder, birlikte düşünürsek sağ kalabiliriz."

"Böyle şeyleri nerden bulup söylüyor?" dedi genç, yanındaki kıza. "Bilmiyorum," dedi kız, saçının kıvrımlarıyla oynayarak. "Belki kitaplarda yazılıdır."

"Hiç kitap kaldı mı?" diye sordu bir başkası. "Hepsinin yok olduğunu sanıyordum."

"Evet," dedi kız. "Ama Bilge'lerde var. İyileştirmeleri o kitaplardaki sihirlerle yapıyorlar herhalde."

"Hey ihtiyar," dedi genç. "Hap var mı?"

Ateşe iyi gelen haplardan bahsediyordu. Büyüyle bir ilgisi yok doğal olarak, uygarlıkla ilgili şeyler. İçinde ne olduğunu bilmiyorum. Bilge'lerden başkasının da bildiğini sanmıyorum.

"Hayır yavrum," dedi Bilge. "Bir yıldır hiç hap bulamadım... Yardım edemediğim için üzgünüm."

"Allah kahretsin!" diye bağıram genç, yaşlı adamı itti. Diğerleri de sinirlenmişlerdi. Üstüne saldırdılar, elindeki kitapları alıp parçalamaya başladılar. Bilge göz yaşları içinde "Durun!" diye bağırdı. "Lütfen yapmayın!"

Yırtma işi bittikten sonra geri dönüp ufka doğru uzun yürüyüşlerine devam ettiler.

Adamın yanına gidip kalkmasına yardım ettim. Orada burada kitap parçaları rüzgarla uçuşuyordu. Elime bir kitap kapağı takıldı. Alıp baktım. 'Kutsal Kitap' diyordu.

Ne demek olduğunu anlayamadım, anlamı hakkında hiç bir şey de bilmiyordum. Bilimsel bir şey olmalıydı herhalde. Ama, bilimle ilgili de fazla şey bildiğim söylenemezdi.

Bilge'nin yüzünde yaşlar vardı. Benim hiç bir zaman düşünemeyeceğim şeyleri bildiğini hissettim.

"Anlatır mısın?" diye mırıldandım.

"Ne?" dedi şaşkınlıkla.

"Her şeyi, geçmiş ve bugünle ilgili her şeyi."

İçini çekti, uzak ufka baktı. "Evet," dedi. "Ama anlatacak çok fazla şey olacak. Çok fazla..."

Sonsöz: Mad Max 1979'da çevrilmiş, Türkiye'ye gelmesi de bir kaç yıl sürmüştür. Dolayısıyla esin kaynağı o film değil. Ama Bilim-Kurgu'da çok kullanılan bir tema olduğundan bunu kullanmış olmam şaşırtıcı değil. Öyküde felaketin zamanı olarak 20. yüzyılın sonu ima ediliyor. Nükleer bir felaketle karşılaşmadığımız için tabii ki şanslıyız. Ama 21. yüzyılda dünyada olup bitenlere bakınca pek de o kadar şanslı olmadığımız fikrine kapılıyor insan.... LM

Yorumlar

Popüler Yayınlar