Çiçek Toplamak (Öykü)

Önsöz: Bu öykünün yazılış tarihi Mart 1978 - O zamanlar çevreci  düşünceyle yeni tanışıyordum. Bilim-Kurgu ve Fantastik edebiyata olan merakımla birleşince ortaya bu öykü çıktı. Aslında ilk olarak İngilizce dersinde hocanın verdiği oldukça ileri kelimelerle birer cümle yapmamız gerekiyordu. Ben de tek tek cümleler yazmaktansa verilen bütün kelimeleri bir öykü içinde birleştirmiştim..... LM

Şimdi ateşin önünde, sakinleşmiş yatarken, tanıdığım en zeki biyologlardan birine ithaf edilmiş bir kitabı okuduktan sonra başlayan olayları anımsıyorum.

Bir akşamüstü, alacakaranlık çökerken, hem karımın çocuğa yemek yedirmeye çalışmasını dinliyor, hem de
kütüphanede ilginç konulara olan özlemimi giderebilecek tek kitabı okuyordum. Yazar, okuyucuya insann elindekileri çok verimli ya da çok kısır yapabilecek tek güce, Doğa'ya karşı saygı duymayı öğütlüyordu. Şüpheci değilim - o zaman da değildim - ama bu tümceyi okuyunca arkama yaslandım ve daha mantıklı düşünceler bulabilmek için sayfaları hızla çevirmeye başladım.

Bir süre boşuna uğraştıktan sonra, kitabın bütünüyle İnsan ile Doğa arasındaki milyonlarca yıllık savaştan bahsettiğini farkettim. İnsan, hırslarına ulaşmak amacıyla Doğa'yı yaralayıp yokediyor ve Doğa, tüm durgunluğu içinde akıllı olarak nitelendirilen insanları, çoğu zaman korunaklarda ve topluluklarda saklanmalarına karşın ortadan kaldırıyordu.

Bütün bunların birer saçmalık olduğunu düşündüm, ama biraz sonra pişmanlık duydum, çünkü mantıksızca düşünüyordum. Beynimin derinliklerinde bir şey, bu garip yazarın garip kitabındaki gariplikleri kabul ediyordu. Kendimi iki yüzlülükle suçladim ve masanin üzerindeki tabaktan bir kaç üzüm alıp yedim. Üzümler parlak ve çekiciydi, ama tadı yoktu. Kitabı bir kenara fırlattım ve televizyonu açtım. uzun bir yaz günü olduğundan akşam haberleri henüz başlıyordu.

Spiker konuşmaya başladığında garip bir hava sezdim. İlk haber kanımı dondurdu. Deprem. Felaket Güney Amerika'da oluşmuş - genellikle olduğu gibi - her zamanki karışıklıklardan birini yaratmıştı.

Ekranda, belki de bir kaç sonsuz gibi görünen saniye kadar devam eden sarsıntıyı yaşamış, sefalet içindeki insanlar vardı. Acaba içlerinden kaçı, o bir kaç korkunç saniyede, kendilerine bile söyleyemeyecekleri günahlarıni itiraf etmişlerdi?

Bir kaç dakikalık iç parçalayıcı haber ve görüntülerden sonra görüntü değişti. Yeni kent konseyi, yerleşme alanı haline getirilecek yakın bir bölgedeki ağaç kesiminin bittiğini bildiriyordu. Konseyin üyelerini seyrederken karımın işini bitirip geldiğini farkettim. Bir kaç saniye toplantıyı seyretti, sonra birden heyecan ve rahatsızlık dolu bir sesle "Şu sağdaki adam çevreci dostumuz değil mi?" dedi. Sesinde hafif bir alay seziliyordu. Baktım ve haklı olduğunu gördüm. Adam orada, konseydeydi, herhalde daha önce yaptığı ateşli suçlamaları anımsamıyordu. Karımın ifadesini farkettim ve "Belki de bu tür düşüncelere fazla kapılıyorsun, ama mantıklı düşünmeden," dedim. "Söylenti de olabilir." Bunları söylerken kendimi bir kez daha iki yüzlülükle suçladım. 'Buna gerçekten inanmıyorsun' diye düşündüm. 'Ama başkalarının iki yüzlülüğünü kabul etmeye hazır olmadığindan sen de onlar gibi davranmayı seçiyorsun.'

Umutsuzca konuyu değiştirmeye çalıştım. "Bu kitabı okudun mu?" dedim karıma.

"Evet," dedi. "O saçmalığı bir kaç gün önce okudum. Böyle şeylerle zaman kaybetmemen için seni uyarmalıydım."

"Böyle konuşmamalısın," dedim. "O kadar kötü bir fikir de değil aslında... Gerçek ne olursa olsun, artık yaşayan her şeye karşı saygılı davranacağım."

"O zaman bahçeye çıkıp o lanet çiçeklerin önünde eğil, belki de taparsın onlara."

"Abartıyorsun canım," dedim. "Çok mantıklı aslında. Doğa'ya bir zarar verdiğimizde, o da kendi yöntemleriyle karşılık veriyor - çok daha sert yöntemlerle. Biz ormanları kesip yokediyoruz, Doğa da bizi depremler, volkanlar, fırtınalarla yeryüzünden silip süpürüyor."

"Bir daha böyle kitaplar okuma," dedi karım ciddi ciddi. "Sağlığın için pek iyi değil - akıl sağlığı tabii. Böyle bir saçmalığa inanmak için deli olmalısın."

"Gördüğün gibi aklımı kaçırmadim," dye yanıtladim. "Eğer her şey saçmaysa, neyin saçma, neyin doğru olduğuna nasıl karar verebilirsin?"

"Ben bahçeye gidiyorum," dedi karım ifadesini değiştirmeden. "Bir kaç çiçeği köküyle çıkarıp yerini değiştireceğim. Güneşten pek yararlanamıyorlar."

Bir şey demedim. Kısa zamanda sağlığımızın bozulabileceğini düşünüyordum. Onu çiçeklerin yerini değiştirmek fikrinden vazgeçirmeliydim, çünkü zamanında dikilemezlerse çoğu solabilirdi. Ama milyonlarca insanı Doğa'yı, yani kendilerini yok etmemeye nasıl ikna edebilirdim?

Bahçeye çıktığımda güneş çoktan batmıştı. Karım balkon lambalarının zayıf ışığında çalışıyor, kazıyor ve söküyordu. Yanına gittim, çiçekleri koparıp yanımda getirdiğim çöp sepetine doldurmaya başladım. Karım durdu, bana baktı ve "Ne yaptığını sanıyorsun?" dedi. Ben de durdum, gülümsedim ve hızla işime devam ettim.....
Sonsöz: O zamanlar daha büyük depremleri yaşamamıştık. Depremler genelde Güney Amerika gibi yerlerde oluyordu. Küresel ısınma gibi kavramlar daha popüler olmamıştı..... LM

Yorumlar

Popüler Yayınlar